Sevgiyi, dostluğu, hayatı anlatan en anlamlı sözler
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu (d. 1940, Ankara - ö. 7 Haziran 1987, İstanbul), şair, yazar.
Eğer Sakarya Meydan Muharebesi tarihte bir Türk zaferi olarak parlamamış olsaydı İstiklal Marşı'nın yazılmış olması hiçbir mana ifade etmeyecekti.
Gelin görün ki, şiir karın doyurmuyor. Gün gelip şiir harici bir şeyler yazdıysam namerde muhtaç olmamanın başka yolunu bilemeyişim, bulamayışımdandır. Yazarlığa harcadığım emeğin geçim derdinden başka mazereti yok.
İslam'la birlikte bir Araplaşma da vardır büyük coğrafyada. Bu kısmen Suriye için de doğru. Mağrip için belki daha doğru... Halk, halk olarak yerinde duruyor ve halk dini benimsiyor. Halbuki bu bakımdan Türkiye çok özgün bir yer. Türkiye, Müslümanlar buraya geldikleri için vatan olmuş bir ülke.
Batı medeniyeti burjuvazinin başrolü kimseye kaptırmadığı, XVI. asırda dünyayı kolaçan etmekle heyecana boğulan yağmalama eğilimiyle başlayan, XVII. asırda Bilimsel Devrimi idrak eden ve Sanayi Devrimi'nin arkasından XIX. asırda kolonyalizmle biten biten bir medeniyettir.
Doğu Bloku bir efsaneydi ve o efsaneyi üretenler tarafından bertaraf edildi. (Soğuk Savaş olaylarına değinirken)
Nerede olduğumuzu bildiysek, orada olmayı seçmişizdir aynı zamanda.
Millet dolayısıyla bir mesele karşısında olduğumuzu biliyoruz; ama karşımızdaki meselenin ne olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey, yerkürenin hangi siyasi şekle bürüneceği bahsini tertip edenlerin, aynı zamanda Türkiye'de yaşayanların ne şekilde davranacaklarına da etkili olduklarıdır. (...) Sistemin işleyişinden yara sağlayan toplumlar "millet" olma başarısına ermiş toplumlardır.
Efkar-ı umumiye; Umumun fikirleri olarak da isimlendirebileceğimiz bu şey, toplum hayatının devamı uğruna kimin nelere tahammül edeceği bilgisidir.
İslam'ın olmadığı yerde Türk yok. Tarih, Müslümanlıkla ve Müslümanlıktan kazanılmamış bir Türklüğün şahidi değil.
Ben, ülkücülük tuzağına düşmüş acizlerin bile Türk kelimesinden kurtulmak istedikleri bir dönemde sarahaten "Kalın Türk" deyiverdim. O tarihte bu söz, Türkiye'nin modernlik macerası boyunca ekmeğini solcu ve sağcı hayal perdesinden yiyen eyyamcı taifesi ağzından sadır olamayacak bir ifade idi.
Her parıldayan şey altın değildir, diyorlar. Olmayıversin. Parıldıyor ya! Türkiye'de kıymetsizlik kıymete bindi.
Ben veya başkası, neyin nesi olursak olalım; hepimiz ister istemez aynı kervanın içinde miyiz? Hayır, ben değilim; biz değiliz. Parlak ifadeler karşısında boş bulunduğumuz miktar ve müddetçe aldatılıyoruz. (...) Hayatımıza şekil veren vukuatın bizi bir şekilde davranmaya icbar eden kendiliğindenliği ve kaçınılmazlığı habis faaliyetlerine mazeret arayan mel'unların yutturmacasıdır.
İslamî bir hedef, Türkiye'de güdülmedi. Türkiye, siyasal İslamı işte bugün geldiğimiz yer gayesiyle yani küfrün yeşile boyanmış şekli olarak biz İslam'ı tanıdık Türkiye'de. Yani hiçbir İslamî hedef yok, olmadı.
Ben Müslüman olmakla bütün gayrimüslim dünyanın benim altımda olduğunu kabul ediyorum. Yani ben bir Müslüman'ım ve Müslüman olmayan herkes benden daha düşük bir insandır. Bütün diğer dinler olduğu gibi insan olarak da, yani Müslüman değilse sadece hoşgörülebilir.
Müslüman teröristtir. Müslüman'ın ilk vazifesi terörist olmaktır. Kâfirler Müslümanlardan korkacaktır. Korkmadıkları zaman Müslüman, Müslüman değildir.
Yani sadece psikolojik müslümanlık, sadece sosyolojik müslümanlık veya sadece tarih içi müslümanlık yetmez. Her müslüman önce, kendi iç dünyasında müslüman olmalı, fakat ondan ayrılmaz bir şekilde toplum içinde ve toplum halinde de müslüman olmayı idrak etmeli. Ve nihayet bu psikolojik ve toplumsal muhtevaya mutlaka tarih şuurunu da eklemeli.