Her insan yalnızdır.
Dünya, herkesi doyuracak kadar kaynağa sahiptir. Ama herkesin açgözlülüğünü doyuracak kadarına değil.
Defalarca söylediğim gibi bana göre kişileşmiş bir Tanrı çocukça bir şey. Beni bir agnostik olarak adlandırabilirsin... Ben, kendi var oluşumuzu ve doğayı kavrayarak anlamayabilmemiz hususundaki zayıflığımızla uyumlu tevazulu bir tutum almayı tercih ediyorum.
Şurası kesin, DEVRİM ÇAĞI Avrupa'da bir kez daha BAŞLAMIŞTIR. Ve genel durum iyi.
Aynı fikirler bu dünyada bir değil, iki değil, sayısız defa boy gösterirler.
Aynı sanat bize aynı şeylerin bilgisini vermeli, başka bir sanat, ayrı bir sanat olduğuna göre aynı şeylerin değil, başka şeylerin bilgisini vermelidir.
Başarılması gereken iş ne kadar büyük olursa olsun, bu durumda her zaman ve herkesçe kabul olunan kural şudur: Pek büyük konulara geçmeden önce, ilkin küçük ve daha kolay örnekler üzerinde denemelerde bulunmalı.
Bir insanın onsuz yapabileceği ne kadar çok şey vardır.
Tanrı'nın en yüce övgüsünün, Yaratılış'ın bir yaratıcı olgusuna gerek duymayacak kadar mükemmel olduğunu düşünen ateistlerin onu reddetmesinde yattığı bile söylendi.
Bilgelik bizi bulmaz; Başka birinin bizim yerimize çıkamayacağı bir yolculuğun ardından onu biz buluruz.
İnsanlar olgunlaştıkça "taraflara" inanmayı bırakırlar.
Zamanı, onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
Evliliğe kutsallık veren, aşktır.
Var olmak susamadan içmek gibi bir şeydir.
İnsan usul usul ölmek için gelir dünyaya. Başlar her gün biraz daha insan olmaya. Ve olurken usul usul ne tuhaf.
Sevdiklerimizi tekmelemeye anne karnında başlarız.
Milyonluk şehirlerde de yaşasa, insanoğlunun içinde yalnızlık, kendi içine çekilme, sinme günleri doludur.
Bir gün sana dünyada katlanılacak tek şeyin sevgi olduğunu öğreteceğim.
Kadınlar sade bal değil, zehir tesiri de yaparlar.
Bedr gazasında oğul babasının başını keser ve Resûlullah'ın önüne koyar. İşte inkılâp! Hani ya, Arab'ın, dünyayı verseler bırakmayacağı soy - sop gayreti? İnkılâp diye buna derler ve ondan sonra olacaklara... (Sayfa 23)
Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter... Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde... Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:- Senin dedi; şair olmanı ne kadar isterdim!Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgâra karşı, içimden kararımı verdim:- Şair olacağım! Ve oldum. (Çile / Giriş)