Bana kalırsa din, yaratılışın gizemi değil, toplumun gizemidir. Din, eşitlik fikrini "cennete" bağlar ve böylece zenginlerin fakirler tarafından katledilmesini önler. Toplum, gelir eşitsizliğine dayanır ve gelir eşitsizliği de dinin varlığına. Din gerçekte, doğamızdaki mucize düşkünlüğünü tatmin ederek bizi şarlatanların ve büyücülerin elinden koruyan bir tür aşı gibidir.
Bilim, nesillere yayılan bir ekip çalışmasıdır. Meşalenin öğretmenden öğrenciye geçmesidir.
Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş medenî vasfı ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile âtinin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır. Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medenî beşeriyetten dileğim şudur: Beni hatırlayınız.
Evet, bilim ağır ağır, güçlükle, el yordamıyla ilerliyor, bu yadsınamaz, buna bir şey yapamıyoruz. Karşıtlarımız olan efendilerin bundan hoşnut görünmelerinde şaşılacak ne vardır?
Bir kez keşfedildikten sonra tüm gerçeklerin anlaşılması kolaydır, önemli olan nokta onların keşfedilmeleridir.
İnsanlar yaşamlarının toplumsal üretiminde, iradelerinden bağımsız olarak belirli zorunlu ilişkilere, maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme aşamasına karşılık gelen üretim ilişkilerine girerler. Bu üretim ilişkilerinin toplamı toplumun ekonomik yapısını, üzerinde hukuki ve siyasi bir üstyapının yükseldiği ve belirli toplumsal bilinç biçimlerinin karşılık geldiği "gerçek temeli" oluşturur.
Bir şeyi yapmak için onu çok sevmelisiniz. Bir şeyi sevmek için ona delicesine inanmalısınız.
Başkalarını sayabiliriz, sevebiliriz ya da onlardan nefret edebiliriz. Fakat bir kişiye karşı böyle duygular beslememizin sebebi, o kişinin kendisidir, kimyasıdır, bedenidir ve bunun değişmesi mümkün değildir. O kişi, her ne ise odur.
Şu dünyaya bir kez adımınızı attınız mı, ölmek için yeterince yaşlısınız demektir.
Egemenlik hangi nedenlerden ötürü başkasına bağlanamazsa yine aynı nedenlerden ötürü bölünemez. Çünkü irade ya geneldir ya değildir. Ya halkın tümünün iradesidir ya da sadece bir bölüğünün.
Bilinmemekten değil başkalarını bilmediğimde üzüntü duyarım.
Demokratik devletin temeli özgürlüktür.
Bir devrimci, başkasına atılan tokadı kendi yüzünde hissedendir.
Hiç kimse gözyaşlarınızı hak etmez ama onları hak eden her kim olursa o da sizi ağlatmaz.
Düşünen her insan ateisttir.
Tüm hayatım boyunca kelimelere hep onları ilk kez görüyormuşum gibi merakla baktım.
Aşk gibi, nefretin de gözü kördür.
Mutsuzken başkalarının mutsuzluğunu daha güçlü hissederiz; duygular parçalanmaz, yoğunlaşır.
Evet belki de mutluluğun sırrı saçmanın anlamsızlığını keşfetmemizdir.
Evlatlarını sevmeyen babalar olabilir; ama, torununu çıldırasıya sevmeyen dede olamaz.
Ben bir acayip oldum. Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapımı çalmasını istemiyorum.
Çünkü sanat da aşk gibidir; kandırmaz, susatır.
Birtakım budalalar varmış, "Atatürk geride kaldı." diyen. Bunların adına aşırı solcular deniyormuş. Atatürk sağ mıydı sol muydu? Herhâlde ileriye koşmakta herhangi bir devrimciden çok daha aşırı idi. Nice yüzyıllık çağ merhalelerini bir atlayışta geçip gitti.
İnsan yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, hep birinin gönlümüzden kopup ayrılması bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!
Kalbim hakikat diye bir ihtimale tapmış.