Ben manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı', hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım olurlar.
İnsana hiçbir şey öğretemezsin; öğrenmeyi ancak kendi içinde bulacağını öğretebilirsin.
İnsan normalde gökyüzüne uzun uzun bakmaz ama soğuk algınlığından yatarken kafasını kaldırır ve orada çok bambaşka bir şey görür. Sarsılır. Oysa biz bilmeyiz ama yukarısı hep öyledir; o bulutlar, o ışık ve gölge oyunları hep vardır.
Bir kadının hayatta aldığı en büyük risk; Yeni oje sürülmüş parmaklarıyla üstünü giymek zorunda kalmasıdır.
Bazı insanlar nereye gitse mutluluk getirir, bazılarıysa ne zaman gitse.
İnsan, kendisini oluşturduğundan başka bir şey değildir.
Uyuma taklidi yapan kimseyi uyandırmanız mümkün değildir.
Birden içini bir yere, bir şeye geç kaldığı duygusu kapladı. Yirmi sekiz yaşındaydı, tedirgindi.
?Önce Kelime vardı,” diye başlıyor Yohanna’ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık... Kelimenin bittiği yerde başladı; Kelime söylenemeden önce başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, Kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.
Size hayatınızın birkaç dakika için en aydınlık anlarını yaşatan yüzler gözlerinizi açtığınız zaman artık ortada bulunmayan düşlerin uçuşuyla ne olduğu saptanılamayarak, anlaşılamayarak uçup yok olan şimşeklerdi ki sizi bir saniye parıltılı, düş benzeri bir evrende kamaştırdıktan sonra, karanlıklara boğup kaybolacaklardı.
Hep yıkım üstüne yıkım, acı üstüne acı! Ne vakit geçse anlı şanlı bir ordu, çöküverir ağır gölgesi bir bulutun...
İki şey var; ancak ölümle unutulur, anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü.